Ruh Sağlığında Deprem Sarsıntısı - Bilim Yaşam Okulları

Doğal afetler, ne zaman gerçekleşeceği tam olarak öngörülemeyen bu sebeple de toplumsal kaygıyı en çok tırmandıran olgulardır. Geçtiğimiz aylardan beri süregelen şiddeti ve yeri sürekli değişen depremler şüphesiz ki en çok konuştuğumuz konular arasında yerini aldı. Artık huzurlu uyumak şöyle dursun, çoğumuzun günlük hayatında tehlike beklentisi oluşturmaya başladı. Anî ve beklenmedik gelişen depremlerin yarattığı psikolojik sarsıntılar, çocukların ruh sağlığında da güçsüzlük ve savunmasızlık olarak kendisini göstermeye başladı. Çocukların fiziksel ve zihinsel alarm vermelerine sebep olan bu süreçte, ebeveynlerin deprem olgusuna ve tehlike beklentisine karşı yaklaşımları çocukların algısını önemli ölçüde etkilemektedir.

Depremin hemen ardından çocuklarda görülen psikolojik etkiler; yalnız uyumayı reddetme, okula gitmeyi reddetme, anne ve babadan ayrılmayı reddetme, regresyon olarak tanımladığımız gerileme davranışları (alt ıslatma, bebeksi konuşmalar, aşırı bakım talebi) görülebilmektedir. Bu gibi etkilerin yanı sıra, yoğun ve uzun süreli ağlama nöbetleri, öfke nöbetleri ve çığlık atma gibi davranışlar da görülebilmektedir. Bu süreçte çocukların yaşadığı kaygıyı yönetebilmenin yolu, onlara ifade edecek alan tanımaktır. Ağlama ve öfke nöbetlerinin psikolojik etkisi bir boşaltım olarak görülmektedir. Dolayısıyla çocuğa ağlamak için alan ve zaman tanımak oldukça önemlidir. Bu gibi durumlarda sıklıkla yapılan hata korkacak bir şey olmadığını söylemektir. Ancak hakikatte ebeveynin yaşadığı kaygıyı seyreden çocuk daha çok kaygılanmakta ve söylemle duygu uyuşmadığı için güvensiz hissetmektedir. Bu süreçte, yaşadığı korkuyu anladığınızı ve hak verdiğinizi ifade etmek oldukça değerlidir. Korku duygusunu doğru şekilde tanımlamak, korkunun bizi koruyan bir duygu olduğunu anlatmak, korkunun korkulacak bir şey olmadığını; aksine korktuğumuz için kendimizi koruduğumuzu, bu duygunun son derece normal olduğunu ifade etmek gerekmektedir. Burada korku ve paniğin ayrımını yapmakta yarar vardır. Çünkü korku koruyucu bir işleve sahipken panik yanıltıcıdır ve hata yapmamıza sebep olur. Bu sebeple çocuğun kendi duygulanımı dışında kontrol edebileceklerinin sınırlılığını ifade etmek, alınan tedbirleri paylaşmak önemlidir. Yaşanan her depremin sonucunun olumsuz olmayacağını öğrenen çocuk bununla baş etmekte güç kazanacaktır. Bu süreçte, geçmişte yaşanan can kayıplarıyla sonuçlanan depremlerden söz etmemek, bir daha deprem olmayacağına dair söz vermemek dikkat edilmesi gerekilen durumlardan birkaçı olarak sıralanabilir.

Bu süreçte; doğrudan anlatım, hikâye anlatma, resim çizme, canlandırma gibi alanlarda olayı yeniden yeniden konuşma ve aktarma arzusu içerisine giren bir çocuğunuz varsa onu sınırlandırmak yerine “doğal tamir setleri”ni kullanmalarına izin vermek oldukça önemlidir. Çünkü çocuklar ifade edebildikçe kabule geçme eğilimine sahiptirler.

Klinik Psikolog Büşra Yalım / Bilim Yaşam İlkokulu

DETAYLI BİLGİ ALIN